Çarşamba, 9 Kasım 2011
Annem diyor ki “Allah sevdiği kulunu zorlarmış, ona acı çektirirmiş”. Bu lafın üzerine düşünüyorum, ben sevilen bir kul muyum yoksa aptal mıyım, yahut başka bir şey miyim? Diyelim ki çok seviyor beni -ki bunca şeyden sonra bana aşık olmalı- sevgisinin bir nedeninin olması gerekmiyor mu? Onun için ne yaptım ki ben, diğerlerinden ayrı tutup “sevgisini” böyle gösteriyor bana. Bazı geceler “Allahım yardım et!” derken aslında “sevme beni, çek lanet ellerini üzerimden” mi dedim acaba ona, böyle anlamış ve sevgisini bir tür ceza ile gösteriyor olabilir mi?
Çok şey de istemedim oysa, burada anlatırsam ezikliğimin ortaya çıkmasından korktuğum, gerçekten çok masum şeyler istedim ben. Hatta inandırıcı olsun diye değil, gerçek gözyaşlarıyla yaptım bunu. Duymadı! Yine de inanmadım olmadığına, “elbet duyacak bir gün” derken hayat, cizgilerle süsledi suratımı, saçlarım dökülmeye, gücüm azalmaya başladı.
Ey tanrı, seni ciddiye almayanları daha çok sevdin sen!
Seninle konuşmayanların fısıltılarına kulak misafiri olurken, benim çığlıklarıma kulak tıkadın!
Ardından “isyan” ve “şirk”. Sonra yaz yazabildiğin kadar defterler dolusu “günah”
Kime?
Duymadığın birine mi?
***
Desem ki “inanmıyorum sana!”, yine de sever misin beni?
Kategori Doğaçlama Yazı | Yorumlar Kapalı
Çarşamba, 9 Kasım 2011
Garip zaman parçası.
Her sahip olduğumuz şey, biraz daha çalıyor cazibenden.
Sanıyoruz ki güzelleşiyorsun, her bastığımız basamakla yukarı çıkıyoruz, aşağı nasıl ineceğimizi düşünmeden.
Mutluluk, aslında çalınmış bir “an” başkasının güzel bir “anından”. farkında mıyız, hayır!
Basamakları çıkarken aklımızda hep bir sonraki basamak, ve o basamağı görmek için yukarı bakmalıyız. Ayaklarımızın altında olanlardan bize ne! Arkamıza da bakmıyoruz, çok yükseldiğimizden, üşüdüğümüzden fark etmezsek öleceğimizi.
Yaşam, yükselmektir işte o garip zaman parçası boyunca süren.
“Tecrübe” diyerek masumlaştırdığımız, kanaması geçmeyen yaramızı vurup sırtımıza, irin akıta akıta çıkıyoruz.
Aynaya da bakmıyoruz üstelik, doğru söyleyen (kendi aynamız) düşüncelerimizi birkaç basamak önce kör, sağır ettik. Yalancı aynaların kör ve sağır kahkahalarına “mutluluk” dedik.
Sonra baş aşağı düşmeye başladık biz, “işte bitti basamaklar yukarı doğru son hızla uçuyoruz!”
Düşüyoruz aslında farkında değiliz…
Kategori Doğaçlama Yazı | Yorumlar Kapalı
Salı, 8 Kasım 2011
Uzun yıllardır sözlük sözlük geziyorum. Bu gezi sayesinde sözlükler ve bu sözlüklerdeki yazarlar hakkında pek çok gözlemim ve tespitim oldu. Sonuç şudur ki, evet sözlüklerin çoğu insan ilişkilerini bozan, yüzeyselleştiren, ahlaki ve insani değerleri basitleştiren bok çukurlarıdır. Hatta ben sözlüklere insan ilişkilerinde ortaya çıkmış olumsuz bir devrim olarak bakıyorum. Eğer aileler çocuklarının bu sözlüklerde neler yazdıklarını, neler okuduklarını görseydiler o çocukları neden dünyaya getirdiklerini sorgulamaya başlar, hatta bir çoğu o çocukları darp eder yahut öldürürlerdi. (daha fazla…)
Kategori Boşluğa Mektup, Notlar | Yorumlar Kapalı
Cumartesi, 25 Haziran 2011
Heyecanla beklerdik, okul kapansın da ilk otobüsle yazlığa gidelim diye.
Sonra bitiverdi hepsi.
Her yaz biri kayboldu, gelmedi.
Her yaz, yalnız kaldı yazlıklar.
Kimse seslenmedi birbirine, kimse diğerinin kanına giremedi gül çalmak, incir çalmak için. Dalında kurudu güller ve incirler.
Sahilde oturup ucuz şarap içip, denize girmenin tadı satıldı zoraki animasyon gösterilerine.
Açık büfenin “öldürücü doyuruculuğuna” yenik şimdi “kapatılmış” midye dolma tezgahı.
Beş yıldızın, beşi de gelse dolduramıyor kalabalık yalnızlığı, ay ışığının kulağına fısıldadığı “öp sevgilini” sesi de yok, kumsalda sigara izmaritlerine oturup, bira kokup kirlenmek de yok…
Sabah, çay bahçesinde mide ekşiten poğaçalarla kahvaltı edip, beş parasız balıkçıları seyretmek, gevrek satan çocuklardan “sevinsin” diye, gevrek almak da yok.
Yok yok yok… Var!
Her gün temizlenen bir odam, cezbeden saat başı ikramlar, halinden utanan animatörler, yeri geldiğinde gururla söyleyeceğim bir isim, bir yer var.
Ama kimse yok, o kadar yalnızız ki…
Kelimeler: özlem, yazlık
Kategori Geçmiş - Gelecek | Yorumlar Kapalı
Çarşamba, 15 Haziran 2011
İşe gidiyorum, Şehitlik’te inip 500T beklemeye başladım.
Geldi, bindim.
Nurtepe Durağı…
Su satan çocuklar var etrafta. Zorla arabaya binip “su alın su alın!” diye bildiğin bağırmaya başladılar. Kimse almayınca da, otobüsten inip, zafer işareti yaparak otobüs durağındaki camları tekmelediler. Otobüs duraktan uzaklaşırken de, slogan atmaya devam ediyorlardı. 13-14 yaşlarındaydı bu çocuklar.
Bir oyundu, birkaç sene sonra gerçek olacak…
Kategori Notlar | Yorumlar Kapalı
Çarşamba, 15 Haziran 2011
Öylesine bir canavara dönüştü ki internet, eğlenceye benzer acımasızlığını önce sahiplenip kahkahalar atıyoruz, ardından da “yazık” diyerek, 3-5 saniyeliğine üzülüyoruz.
İşte tam bu süreci yaşamış biri de Tekel Savaşçısı Ahmet Abi (Ahmet yılmaz). Onu nasıl tanıdık, hepimiz biliyoruz. Tekel bayiine içki değiştirmeye gelen insanları, şişe atarak uzaklaştırmış ve “aferin ulan!” dememize neden olmuştu. Sonra ardı arkası kesilmedi, facebook, twitter gibi sosyal medya ağlarında paylaşıldı bu görüntüler. Ünlü olmak ne demekti, internet onu öğretiyordu Ahmet Abi’ye. (daha fazla…)
Kelimeler: ahmet abi, dipnot tv, disko kralı, eskişehir, inci sozluk, incisözlük, mirgün cabas, okan bayülgen
Kategori Sinir Oldum | Yorumlar Kapalı